Çocuk Gelişimi İle İlgili Bilgiler

yorumsuz
661

Çocuğunuza onu sevdiğinizi söyleyin. Çocuğunuza gün içerisinde ufak tefek de olsa sorumluluklar verin.

Çocuğunuz yanlış bir davranış sergilediğinde çocuğunuzu azarlamayın. O durum içerisindeki önce olumlu davranışlarını söyleyin. Daha sonra olumsuz davranışlarını nedenleriyle birlikte anlatın, açıklayın, azarlamayın.

Çocuk için annenin yeri ayrıdır, babanın yeri ayrıdır. Bu nedenle birbirinizin rollerini çalmayın, ben daha fazla vakit geçirim demeyin. Çocuklar sadece annesini ya da babasını değil ikisini birden yanında ister. Rutin aktiviteler yapın.

Bir şeyi yapsın diye geçici kurallar koymayın. Bir kural koyuyorsanız onu sürekli uygulayın. Sizi sağladığınız tutarlılık sayesinde çocuğunuzda doğru davranış yerleşecektir, oturacaktır. Koyduğunuz kuralları uygulayın.

Çocuğunuzla konuşurken göz teması kurun. Böylece kendisini önemli hisseder. Konuşma sırasında çocuğunuza sarılarak, kucağınıza alarak sizinle konuşurken daha rahat olmasını sağlayabilirsiniz. Kesinlikle çocuğunuza yukarıdan konuşmayın. Bu durum sizin onun üzerinde bir güç olduğunuzu düşündürebilir ve çocuğunuz söyleyeceği şeylerde çekinir.

Çocuğunuzu çok iyi dinleyin. Söylediği her bir kelimeye önem verin. Dinliyormuş gibi yapmaktan kaçının. Eğer ki işiniz varsa, yorgunsanız çocuğunuza bunu anlatın.

Pek çok anne sırf anne sütüyle beslenen çocukların gelişmesinin ve büyümesinin mamayla beslenen çocuklara göre değişik olduğunu farkına varmaktadır.
Doktorların kullandığı çocuk gelişme ve büyüme kalıpları, mamayla beslenen çocukların gelişmesi takip edilerek oluşturulduğu için anne sütüyle beslenen çocuklara uygun değildir. Bu kalıplara bakarak bazı anneler çocuklarına sadece anne sütü vermektense gereksiz yere mama vermeye veya anne sütüyle beslemeyi tamamen kesip “yetişkin yemeklerine” yani ek gıdaya başlamaktadır. Bebeğin emdiği süt miktarının ölçülmesi ve sütün yeterli olup olmadığını nasıl anlamak gerektiği konusunda çoğunlukla bilgi olmadığı için bu yanlış davranışlar artmaktadır. Bebek 3- 4 aylık olana kadar anne vücudunda bebek için yeterli süt oluşmaya başlar. Bu yüzden de memeler eskisi gibi sertleşmez ve bazı anneler sütünün bittiğini düşünerek ek gıdalara başlar.

Bu yazıda, anne sütüyle beslenen çocukların kilo alma özelliklerinden, anne sütünün bebeğin normal gelişmesi ve büyümesi için yeterli olup olmadığını nasıl anlamak gerektiğinden, annelerin sütün yetmediğini düşünerek yaptıkları yanlışlıklardan söz edeceğiz. Çoğu anne-baba için anne sütünün yeterli olduğunu gösteren işaret bebeğin kilo almasıdır. İlk 3-4 ayda bebeğin ağırlığı hızla artar, 5. ayda ise bebeğin kilo alma hızı azalır ve genelde anneler bu azalmaya hazır değildir. Anne sütünün yeterli olduğunu gösteren başka işaret yok ise (bunlardan daha sonra söz edeceğiz) anne bebeğinin bu kadar az kilo almasına üzülerek ek gıdaya başlamaya karar verir. Bundan dolayı ek gıdalara başlamak gerçek kilo kaybına yol açar. Sık-sık emzırmek yerıne anne az emzirip bebeğe mama ek olarak verıyorsa bu beslenme tarzı bebeğin kilo kaybına ve anne sütünün azalmasına yol açar Dahası anne sütünün azalması bebeğin besin kalitesini de düşürür. Dolayısıyla bebeğin beslenmesinde mama ve ek gıda kullanılmaya başlanması sonucunda anne umduğunun tam tersine bebeğin büyüme ve gelişmesine engel olmuş olur.

Bebeğin kaç gram aldığı ve boyunun kaç santim uzadığı genelde doktorun muayenehanesinde öğrenilmektedir, fakat anne sütünün yeterli olduğunu gösteren ve ne kadar sık emzirmek gerektiğini gösteren yöntemler vardır.

Bebeğin altıncı ayında ek gıdalara başlayıncaya kadar anne sütünün yeterli olduğunu gösteren işaretler: emzirme sıklığı, bebeğin çiş ve kaka yapma sıklığı, onun genel durumu ve keyifleridir.

İşeme sıklığının normları

Aşağıda gösterdiğimiz anne sütünün yeterli olduğunu gösteren işaret ve rakamlar bebeğin anne sütü dışında (su, mama, başka bir kişinin sütü) başka bir şeyle beslenmediği düşünülerek gerçeği yansıtan rakamlardır. Bebeğin ilk günlerde 1-2 çocuk bezi kirletmesi normaldir, o dönemde bebeğin çiş yaptığını fark edebilmek bile zordur. Annesinin sütü gelince (vücudunda süt oluşmaya başlayınca) bebek daha çok süt tüketmeye başlar, böylece daha çok çiş yapar, bezinin ağırlığı da artar.

Süt geldikten 4-5 gün sonra bebeğin 5-6 bez kirletmesi normaldir. 6 hafta sonra ise bebeğin kirlettiği bez miktarı 4-5’e düşebilir.

Günümüzde üretilen çocuk bezleri çok miktarda sıvı tutma özelliğine sahiptir, bunu unutmamak gerek, fakat markaya ve üretilen ülkeye göre bezlerin emme kalitesi de değişmektedir.

İlk günlerde bebeğin kaç defa çişini yaptığını takip edebilmek için her emzirmeden önce, aynı beze birkaç defa çiş yapmasını beklemeden bezini değiştirmek gerekir, çünkü normalde değiştirilen bez sayısıyla bebeğin yaptığı çiş sayısı aynı olmayabilir (bebek 1 beze 1 defa çişini yaptı anlamına gelmez, aynı beze birkaç defa yapmış olabilir). Bebeğin çişini yapıp yapmadığını anlamak zor ise bezin içine peçete koyabilirsiniz, böylece bebek çişini yaptığında peçete ıslanır ve anlamak kolay olur. Daha sıkı bir kontrol yapmak istiyorsanız birkaç gün gazlı bez veya kundak kullanılması tavsiye edilir. Bebeğin çişi açık sarı renkte, berrak ve kokusuz olmalıdır.

Kaka yapma normları

İlk günlerde yeni doğan bebeğin kakasının (mekoni) rengi çok koyu, siyaha yakındır. Yalnızca anne sütüyle beslenme durumunda bebeğin kaka rengi yavaşça yeşermeye başlar, 5. güne kadar sarı veya sarıya yakın yeşil olur, kokusuz, püre kıvamına gelir.

Kaka yapma sıklığının yine yalnızca anne sütüyle beslenme durumunda, günde 3-4 defa ve 2,5 cm büyüklüğünde olması normaldir. 6. haftadan sonra kaka yapma sıklığı günde 1 defaya, hatta birkaç günde 1 defaya düşebilir. Bu sıklık bebeğin iyi kilo alması şartıyla normaldir ve bazı çocuklar ek gıdayla tanışmaya başlayıncaya kadar kakasını bu sıklıkla yapar.

Bebeğin gelişme ve büyümesinin iyi olduğunu anlayabilmek için kilosunun artmasının yanında çiş ve kaka yapma sıklığının, boyunun uzamasının ve baş çevresinin büyümesinin de takip edilmesi gerekir. 0-1 yaş arası bebeğin ağırlığı bazen daha hızlı bazen ise (bebek hasta veya çok hareketliyse) daha yavaş artabilir. Bundan dolayi sadece bebeğin kilosu anne sütünün yeterli olup olmadığını göstermez.

Kilo alma ve büyüme

Bebeğin ilk haftalarda kilo alma özellikleriyle ilgili bilgiyi “Bebeğin ilk haftalarında beslenme” konusunda bulabilirsiniz. Biz 0-1 yaş döneminden söz edeceğiz.

Araştırmaların hastanede doğan çocukları takip ederek yapıldığına dikkatinizi çekmek isterim. Doğum yeri bebeğin sağlık durumuna, dolasıyla emzirme kalitesine de yansımaktadır. Anne ve çocuk doğumdan sonra bir süre hastanede kaldığı için annenin kafasında emzirme sıklığı ve uzunluğu ile ilgili bir takım alışkanlıklar oluşur. Genelde hastanede gerçekleşen doğum emzirmekle ilgili bir takım şablon davranışları tetiklemektedir. Bu davranışlar bebeğin büyüme ve gelişmesine yansımaktadır. Ayrıca araştırmaların çoğunda bebek acıktığında annenin onu hemen emzirip emzirmediği veya ne kadar süre emzirdiği açıklanmamaktadır. Bundan dolayı anne sütüyle beslenen çocukların büyüme kalıplarına ortalama olarak bakılmaktadır ve bu ortalamalar anne sütünün yeterli olup olmadığını gösteren işaretlerden birisi olarak dikkate alınmaktadır. Oysa bu kalıplar her çocuk için geçerli değildir.

Doğduktan sonraki birkaç gün içinde çocukların %5-7’ye hatta %10’a kadar kilo kaybı da norm olarak geçerlidir, fakat bu durumda emzirme sıklığına daha önem göstermek gerekir. Anne sütü oluşmaya başladıktan sonra bebekler kilo almaya başlar ve kilo alma takvimini en düşük kilodan takip etmek gereklidir. En düşük rakamlar hem 2. hem de 5. günde olabilir.

Anne sütüyle beslenen çocukların ilk 3-4 ayında ortalama kilo artışı yaklaşık 30 gr/gün’dür.

4. aydan sonra kilo artış hızı düşer ve 4-6 ay arasında günde 18 gram, 7-9 ayda günlük 12 gram ve 9-12 ayda günlük 9 gram norm olarak sayılır.

Bebeğin 0-12 ay arasında boyunun uzaması ve baş çevresinin büyümesi iyi gelişmesinin çok önemli işaretlerdir.

İlk 6 ayda bebeğin boyunun ortalama uzama hızı ayda 2,5 santimdir, baş çevresinin büyüme hızı ise ayda 64 mm’dir. Genelde anne sütüyle beslenen çocuğun kilosu 5-6 ayına kadar doğumdaki kilosunun 2 katına, 1 yaşına kadar da 2,5-3 katına çıkar, boyu %50, baş çevresi ise %33 oranında büyür.

Anne sütünün yetersiz oluşuna dair yanlış düşünceler

Bazen anneler memelerindeki değişikliklerden veya bebeğin hareketlerinin değişmesinden dolayı anne sütünün yeterli olmadığını düşünmeye başlar. Bu değişikliklerin sebeplerinden söz edelim.

“Bebek sık sık meme istiyor”: Bazen çocuk annesiyle temas kurmak için, bazen memeyi öylesine emmek için, bazen karnını doyurmak için meme ister. Açlıktan meme istediğinde güçlü bir şekilde emiyorsa, sık sık meme istemesi sütün yeterli olmadığını anlama gelmez.

“Bebek emdikten 1 saat sonra yine aç görünüyor”: Anne sütü mamadan daha çabuk hazmedildiği ve bebeğin az gelişmiş sindirim sistemini daha az zorladığı için anne sütüyle beslenen çocuğun daha sık beslenmeye ihtiyacı vardır.

“Bebek eskisine göre daha sık veya daha uzun emiyor”: Önceleri bebek 45-50 dakikada doyarken birden bire yalnızca 5-10 dakika emmeye başladıysa bebek büyümüş ve daha kısa zamanda daha fazla miktarda süt emerek daha hızlı doyuyor olabilir. Bu durumda bebeğin çiş, kaka yapma sıklığı ve kilo alması normal ise endişelenmeye gerek yoktur.

“Bebek huzursuz, ağlıyor, mızmızlanıyor”: Bebeklerin çoğu gün içinde huysuzlanır, hatta bu genelde her gün aynı saatte bile olabilir. Bazı bebekler daha çok bazıları ise daha az ağlar. Ağlamaların birçok sebebi olabilir, yani bebek sadece açlıktan değil başka bir şeyden de ağlayabilir. Ağlamanın sebebi ne olursa olsun bebeği sakinleştirmek için ona meme vermek en kolay ve en basit yöntemdir.

“Memeden, emzirilmediğinde, süt az akıyor veya hiç akmıyor”: Sütün akıp akmamasının annenin vücudunda oluşan süt miktarıyla hiç alakası yoktur. Doğumdan sonra veya ilk aylarda süt akıyor olabilir, zaman geçtikçe bu durum değişebilir.

“Anne memesi yumuşuyor”: Anne bebeğini sık sık emziriyor ise memesi sütle dolmaz ve sertleşmez, onun için hep yumuşak olur. Annenin vücudunda süt miktarı bebeğin ihtiyaçlarına göre oluştuğundan memeyi sertleştirecek süt fazlası da bulunmayabilir.

“Anne bebeğini emzirirken memeden süt geldiğini az hisseder veya hiç hissetmez”: Bazı anneler memeden süt geldiğini hissetmez ama bebeğe bakarak (bebekten yutma sesi geliyorsa) bunu anlayabilirler.
“Anne bebeğin emzirmeden önce ve sonra tartarak sütün yeterli olmadığına karar veriyor”: Ev tartısı genelde bebeğin ne kadar süt tükettiğini göstermez çünkü ayarı çok hassas değildir. Araştırmalara göre bebeğin sık sık tartılması gereksiz yere mama verilmesine ve bebeğin anne sütünden vazgeçmesine yol açmaktadır.

“Emzirmeden hemen sonra bebek iştahla biberon emiyor”: Çocuklar genelde tok oldukları halde biberon emebilir. Emmeye doğal olarak ihtiyaçları olduğu için ağızlarına giren herşeyi emmeye başlarlar. Bu durum bebeğin az süt tükettiğini göstermez.

“Anne sütünü sağamıyor”: Süt sağmak çok zor bir iştir. Onu doğru yapabilmek için çalışıp alışmak gerekir. Annenin sağdığı süt miktarı pratik yaptıkça ve sağma süresince “sütün gelmesini” sağlamayı öğrendikçe artar. Sağma kalitesi süt pompasının kalitesine de bağlıdır. Ancak sağılan süt miktarı annenin vücudunda oluşan süt miktarından çok farklıdır.

Ek besinler ve sıvı tüketimi

Bebeğin 1. yaşına kadar hayatındaki önemli olaylardan biri ek besinlere başlamasıdır. Bu dönemde “bebeğe anne sütü yetmiyor, anne sütü azaldı, bebeğin ek besinlere ihtiyacı var” düşünceleri çok yaygındır. Bundan dolayı bebeğin kilosunu artırmak amacıyla emzirme ihmal edilerek ek gıdaya başlanmaktadır. 0-1 yaş döneminde anne sütü bebeğin vitamin, mineral, protein, yağ, su v.s. ihtiyaçlarını karşılayan tek kaynaktır. 4-6. aylarında bebeğin kilo artışının yavaşlamasının doğal olduğunu ve ek gıdalara başlamak için sebep olmadığını bilmek gerekir. Bu dönemde önemli olan bebeğin ek gıdayla tanıştırılması değil, onun her istediğinde anne sütüyle beslenmesidir. Erken ek gıdaya başlama, özellikle anne sütü yerine verildiğinde, bebeğin besin kalitesini düşürürdür.

Bebeğin, sırf anne sütüyle beslendiği sürece, en az 6. aya kadar su, çay, komposto ve meyve sularına ihtiyacı yoktur. Anne sütü bebeğin sıvı ihtiyaçlarının tamamını karşılar. Ek besinlere başlandığında çocuğa fincanla su içirmek tavsiye edilir. Meyve sularını çocuğa vermeye gerek yoktur çünkü bunların besin yönünden faydası bulunmaz, sadece şeker kalorisi vardır. Bebeğin devamlı bol miktarda sıvı tüketmesi onun az kilo almasına sebep olabilir.
Ek besinlere başlandığında bebeğe önce anne sütü, sonra ek gıda vermek gerekir. Bu beslenme tarzının bebeğin 1 yaşına kadar uygulanması tavsiye edilir.

Öyleyse, bebek büyümesi ve gelişmesi için bütün gereken maddeleri anne sütünden alır ve yeni ek besinleri tatmış olur.

Ek gıdaya başlama zamanı her çocuk için aynı değildir. Verdiğiniz ek besini bebeğiniz reddediyorsa 1-2 hafta bekleyip çocuğunuza başka bir tat sunmanız tavsiye edilir. 6. aydan sonra bebeğe püre kıvamına getirilen besinler vermek gerekmez. Bu dönemde çocuklar elleriyle alması ve ıssırılması kolay olan yemek türlerini tercih ederler.

Unutmamak gereken tek şey, bebeğin bir yaşına kadar vitamin, mineral, yağ, protein v.s kaynağı anne sütüdür.

Anne sütüyle beslenen çocuğun uyku alışkanlıkları

Batı toplumlarında bebeğin 4. ayından itibaren gece boyunca uyuması ve günde 3-4 saatte bir beslenmesine dikkat edilir. Batı kültürünün dünyaya yayılmasından dolayı aynı yöntemler çocukların büyüme kuralları olarak diğer ülkelere de yayılmıştır. Bugünkü büyüme kalıpları, doğuştan mamayla beslenen ve anneleriyle birlikte yatmayan (ayrı odalarda yatan) çocuklar takip edilerek oluşturulmuş ve doğru olarak kabul edilmiştir. Bu kalıplarda yer alan batı ülkelerinin uyuma sistemi anne sütüyle beslenen çocuklar için uygun değildir. Genelde anne sütüyle beslenen çocuklar mamayla beslenen çocuklara göre daha sık meme ister, daha sık beslenir. Anne sütüyle beslenen çocuk hem gece hem gündüz uzun uyuyorsa annenin emzirme sıklıklarına önem vermesi gerekir.

Doğumdan sonraki ilk 2-3 haftada bebek emmek için kendi uyanmıyorsa onu mutlaka uyandırmak gerekir. Bu dönemden sonra bebek uzun uyuyor ve az kilo alıyor ise gece uyandırmaya devam etmek gerekir. Anne, sütünün azaldığını fark ediyorsa emzirme sıklıklarının artırılması tavsiye edilir.

Anne sütüyle beslenen çocukların uyku alışkanlıkları nasıldır? Çocuklar farklı uyur, fakat genelde parça parça (aralıklarla) uyurlar, uyku süreleri büyüdükçe uzamaya başlar. Bebeğin günde 4-5 saat aralıksız uyuması normaldir. Çocuk uykusuyla ilgili araştırmalar mamayla beslenen çocuklar takip edilerek yapılmıştır. Bu yuzden anne sütüyle beslenen çocuğunuzun uyku düzenini anlayabilmek için bebeğinizi izlemeniz ve başka annelerle konuşmanız gerekir.
Normal doğumdan sonra, bebeğiniz sağlıklı ise ve onu anne sütüyle besliyorsanız, bebeğinizin uyuma şeklini (bebek nasıl uyuyorsa) normal olarak kabul etmeniz gerekir. Ayrıca emzirme sıklığı günde 10-12 defadan az olmamalıdır.

Anne sütüyle beslenen çocuklar hem gece hem gündüz emerler. Emzirme arasında oluşan uzun (5-6 saat) aralıklar memelerin sertleşmesine sebep olur. Bundan dolayı sütün oluşması azalır ve mastitise yol açabilir. Bebek için fazlasıyla süt dolu olan memeyi almak zordur.

Araştırmalara göre annenin çocuğuyla birlikte uyuması hem bebek hem anne için en iyisidir. Ayrı uyuma annenin uykusunun kalitesini ve uzunluğunu olumsuz etkiler. Ek besinlere başlanması uyku uzunluğuna ve derinliğine yansımaz. Araştırmalara göre ek gıdayla beslenmeye başlamış çocukla sırf anne sütüyle beslenen çocuk arasında uyku uzunlukları açısından hiç fark yoktur.

Çocukları uzun ve her istediklerinde emzirme alışkanlığı (geleneği) olan ülkelerde anne çocuğuyla birlikte uyur. Birlikte uyuma sorunsuz ve kolay emzirmenin yardımcısıdır. Anne sütüyle beslendiği için gece sık sık ve uzun süre emen çocuklarını sorunsuz bir şekilde emzirebilmek için ebeveynlerin hayatlarını, özellikle de uyku düzenini değiştirmek gerekebilir.

Anne sütüyle beslenen çocukların uyku ve hareketleriyle ilgili ebeveynlerin beklentileri ne kadar gerçekçiyse hayatları a o kadar rahat ve sınırsız olur. Bebeğin uyanmasına hazır olan anne baba hiç rahatsiz olmaz.

Batı kültüründe bebek uykusuyla ilgili çok fazla kitap olduğu düşünüldüğünde çocuklarda uyku önemli problemlerden biridir. Batı ülkelerinde mamayla beslenme çok yaygın ve standart bir davranış olarak görülmektedir. Bebeğin uykusuyla ilgili yaygın olan beklenti ve normlar sadece ebeveynlerin isteklerinin yansımasıdır, ebeveynler böyle olmasını isterler, bu yüzden de belirli kalıplar oluştururlar. Ebeveynler çocukların gece boyunca aralıksız bir şekilde ve ayrı odada uyumalarını isterler. Bugünkü doktorlar bu kalıplardan vazgeçmektedirler, çünkü araştırmalara göre ayrı odada uyuma ve mamayla beslenme ani beşik ölümü sebeplerinden biridir. Bebek ebeveynlerin istediği gibi uyumuyorsa ebeveynlerin sinirlenmesi ve gerginlik hissetmesi doğaldır. Böylesine yanlış bir mantığı değiştirmek için ebeveynlerin çok çaba göstermesi gerekir. Bebeğe bakış ve beklenti konusunda rahatlık sağlayacak davranışları başka ebeveynlerden öğrenmek ve bunları uygulamaya çalışmak gerekir.

Sonuç
Bebeklerle ilgili eski olan bilgi ve veriler hala çok yaygındır. Son zamanlarda DSÖ ve Unicef tarafından yeni sistemler uygulanmaktadır. Bu konuda doktor ve hemşirelerin devamlı eğitim aldıkları için zamanla anne sütüyle besleyen çocukların standart ve gerçek olan ihtiyaçların arasında farkı azalır.

Ek gıdaya başlanması, anne sütüne ek olarak mama verilmesi, bebeğin gece beslenme tarzının değiştirilmesi ile ilgili çocuk doktorunuzun tavsiyeleri DSÖ’nün tavsiyelerinden farklı ise, DSÖ’nün son araştırma ve tavsiyeleri konusunda doktorunuzla konuşmanız gerekir. Ayrıca söz konusu olan çocuğun mamayla beslenen değil, anne sütüyle beslenen bir çocuk olduğuna dikkat çekmeyi de unutmamalısınız. Ebeveyn ile doktor arasında sağlanacak anlayışlı diyalog, bebeğinizin özelliklerini keşfedip onun ihtiyaçlarını doğru bir şekilde karşılamanıza yardımcı olacaktır.

Taş devri, bakır devri,tunç devrinden… geçen insanlığımız; cilalı imaj devrinde ve görselliğin egemenliğinde boğuluyor; tüketim çılgınlığının nesnesi olarak can çekişiyor. Madde insanın yeni putu…Görüntü(imaj) tek belirleyen…Jean Baudrıllard’ın anlatımıyla bir algısal yanılsama (similasyon) altındayız… Medyatik uygarlık günümüz toplumlarını ‘ışık hızında yayılan sembol dünyasında’ yaşatıyor. Televizyon, büyülü yeni bir din gibi… Postmain’a göre televizyon, hoşumuza giden konularla bizi oyalayarak önemli konuları dikkatimizden kaçıran görsel bir şiddet uyguluyor…
Yayın “dünyası”ndaysa, teknolojik gelişimin baş döndürücü hızına uygun olarak her on saniyede bir kitap yayınlanırken, yaşadığımızsa bir paradoks…(‘Ne yaman bir çelişki’dir ki… kitap kültürü tehlikede) …Lise, üniversite bitiren nüfusumuz artarken, ders dışı kitaplarla okumayı sürdüren nüfusumuz oran olarak azalıyor. … Okullar okumayan insan yetiştiriyor … Uzmanların da uyardığı gibi, dünya kitap çöplüğüne döndü. Niteliği, nicelikle vuruyorlar. Kötü kitap iyi kitabı kovuyor.Yine bir yazarımızın da dediği gibi, bugün “…kitap dünyası binmiş arabasına cehenneme doğru gidiyor.Çer çöp kitapların baştan çıkarıcılığına karşı koyabilmek için” anne-babaların, öğretmenlerin, yerel yönetimlerin sorumluluğu her gün biraz daha artıyor…
“ACELE ETTİRİLEN ÇOCUKLAR”

Çocukların bir sınavdan diğerine bir kurstan öbürüne sürüklendiği günümüzde okuma değil yalnızca, oyun ve serbestlik bile çok ilkel kavramlar olmaya başladı.

Amerikalı bir psikolog olan David Elkind,. “ACELE ETTİRİLEN COCUKLAR” kavramının kısaca, çocukların zamanlarının anne babaların tercihlerine göre düzenlendiğini, bu düzenlemenin de her hafta daha fazla ders, çocuğu sosyal, akademik, kültürel, psikolojik alanlarda geliştirebilecek (!) daha fazla aktivite anlamına geldiğini anlatmaktadır. Buna göre çocuklar çevrelerini inceleme-araştırma şanslarını kaçırmaktadırlar. Oysa yazarın dediği gibi BÜYÜMEK HİÇ BU KADAR REKABETÇİ OLMAMIŞTI

İşte bu çılgınlıkta Sigara yaşı ona Uyuşturucu yaşı on ikiye indi… Üç okuldan birinde hap kullanılıyor… (basından) Ve okullarda şiddetin tarihi kitabın okuldan kovulmasıyla başlıyor. Okullar okumayan insan yetiştiriyor. Eğitim tersine yapılıyor…

B. Rasıl’ın kolektif aptallık dediği durumu yaşıyoruz.Ünlü filozof, kitapların önemini anlatırken “Akıl elde edilmiş bilgiden çok,bilgi edinme yoluyla gelişir” diyor. Başka bir filozof ise mikroskop ve teleskobun gözümüzün uzantısı;telefonun sesimizin uzantısı;baltanın,karasabanın ve kılıcın kolumuzun uzantısı olduğunu söylerken, kitabınsa beynimizin uzantısı olduğunu özellikle vurguluyor.

Kitap okumayan toplumların BEYİNLERİNİN BUDANDIĞI, bundan daha güzel nasıl anlatılabilir?
Postmaın’ın dediği gibi, “En ciddi söylemler kıkır kıkır gülmeler arasında kaynayıp gidiyorsa hangi ses tonuyla kime ne öyleyebilirsiniz?”

Eğitim, edinilen bilgilerin hayata uygulanması sanatıdır.(Herkes deniz diyor,yüzmeyi öğreten yok. Herkes balık diyor,tutmayı gösteren yok)
Çocuklar yaşam boyu kullanacakları alışkanlıkların,bilgilerin üçte birini okul öncesinde ailesinden öğreniyor.
Kendisi kitap okumayan anne babalar çocuklarına son derece kötü rol model oluyorlar.
Çocuğun doğduğu andan başlayarak evde kitap görmesi, yaşamda kitabın da olduğunu bilinç altına kazıması demektir.Ve gelecekteki okuma alışkanlığı için bir alt yapı ve ön hazırlık oluşturmaktır. Anne babalar bilmeden en değerli varlıklarından bunu esirgiyor…

BEN NEYİ OKUYAYIM?
ÇOCUĞUMA HANGİ KİTAPLARI ALAYIM?

En önemli sorunsa, biz ve çocuklarımız neler okumalı? Unutmamak gerekir ki günümüzde okuma araştırması yeni bir bilim dalıdır. Kitap okumanın bilimi ve anayasası “Her okuyucuya göre bir kitap, her kitaba göre bir okuyucu vardır.” diyor. (Kitap anayasası madde 1,2)
Uzmanlar, “Bir kişiye kitap önermek, hastaya ilaç önermeye benzer.Yanlış kitap, yanlış ilaç gibi beklenenin tersine sonuç verir.” derken doğru seçimin önemini vurguluyor. Çocuk yaşlarda kitap okumadan uzaklaşmamız,okumaya yanlış kitaplarla başlatılmamızdan kaynaklanıyor. Bir çocuğun sevdiği bir kitabı bütün çocukların seveceğini sanmak en büyük yanlışımız. Çocuğunuzun yaşam boyu okuyan ,öğrenen,sorgulayan,analitik düşünebilen, Türkçeye egemen,özgüveni tam bir birey olarak yetişmesi için ders dışı kitaplar da okumasının çok önemli olduğu kanıtlanmıştır. Bu nedenle çocuğunuza ders dışı okumak için kitap almaktan vazgeçemezsiniz. Ancak, alırken nelere dikkat edilmesini, bilmeniz gerekir.

Sınav telaşındaki anne babalara ise telaş yapmamaları için öncelikle Prf.Dr İlkay Kasatura’nın “Okul Başarısından Hayat Başarısına” adlı kitabını öneriyorum.

KİTAPLA BÜYÜYEN ÇOCUKLAR DAHA ZEKİ OLUYORLAR

YA-PA Okul Öncesi Eğitim Semineri’nde kitabın çocuk için ne denli önemli olduğu anlatılıyordu :
(1)“Çocuğun yetiştirilmesi, beden-ruh ve kafa olarak ilkokula hazırlanması, incelik isteyen, sabır ve bilgi isteyen önemli bir iştir. Doğduğu andan başlayarak duyduğu ninniler, konuşmalar, sesler -ötüş, havlama, miyavlama, vb. dahil- kendisine okunan veya anlatılan masallar, sorulan bilmeceler, ezberletilen şiirler, tekerlemeler, söyletilen şarkılar hep dil ve düşünce gelişmesini biçimlendiren uyaranlardır. Bu zihni gelişme ilerde onun davranışlarının zihinsel temelini oluşturur. Bunlar olmadığı zaman insan yavrusunun bebelik ve ilk çocukluk döneminde dil gelişmesi yavaşlar, yavaşladığı için de çok iyi beslenmiş olsa bile vücutça sağlam, kafaca -konuşma ve düşünme yeteneği ve becerisi bakımından- yaşıtlarına göre geri olur. Bu geri kalmanın ömür boyu sürdüğünü, aradaki farkın kapatılamadığını ileri süren yazarlar da var.

Konuşma ve düşünme becerisi gelişmemiş bir çocuğun ilkokulda anadilini okumayı ve yazmayı çabucak ve zevkle öğrenmesi beklenmemelidir. Okul öncesi dönemde kazandırılması gereken kitap-defter-kalem ile oynama alışkanlığı, zevki ve becerisi çocuğun ilkokula başladığı dönemde bu eşyaları yadırgamamasına, onları severek kullanmasına yol açar. Okuma söküldükten sonra yalnız ilkokul döneminde değil, ömür boyu okuma becerisinin amaca uygun, iyi ve güzel kitaplarla beslenmesi gerekir.
Resimli kitap 2-4 yaşlarında çocuk için başka oyuncakta bulunmayan sihir ile doludur. Onu eline aldığı zaman anlamak için yardıma gereksinim duyar. Yetişkin resimli kitap içindekini çocuğa anlatırken çok yanlı doyum sağlamış olur çocuk. Bunlar :
1 – Gördüğü şekilleri algılamayı öğrenme
2 – Dinlediği sözleri anlamayı öğrenme
3 – Hafızayı geliştirme
4 – Hayal gücünü besleme
5 – Yetişkinle kurduğu beraberlikten memnun olma
6 – Kitabın -yapraklarını, kapağını vb.- nasıl kullanacağını öğrenmedir.

Bütün bunlar çocukla yetişkin arasında kitapla oyun oynarken gerçekleşir. Şayet çocuğu seviyor, onu yetiştirmekten haz duyuyorsa yetişkin de bu beraberlikten oldukça kârlı çıkar. Bunlar :

Kitap ile oynarken çocuk sakinleşir, yetişkin memnun olur.
Çocuk ile kendisi arasında ortak sözcük dağarcığı oluştuğu için diğer zamanlarda da çocukla anlaşması kolay olur.
Kitabı birlikte okudukları için çocuğa kitabın ne kattığını bizzat gözleyebilir.
Çocuk da bu haz veren beraberlikten memnun olacağı için yetişkini sevmeye başlar.
Bu sevginin bakımı ve geliştirilmesi yetişkine bağlıdır.
Yetişkin, çocuk sayesinde doğanın ruhunu, canlılığını, dilin müziğini, insan olma sevincini yeniden öğrenir. Onun safiyeti ile kendi çok bilmişliği arasındaki farkı ancak onunla beraber olduğu zaman, özellikle bir resimli kitabı incelerken öğrenir.

Bir yaşına geldiği zaman çocuğun kitapla ilişkisi kurulmaya başlar. Bu ilişki her çocuğa göre değişir. Bazen daha erken, bazen de daha geç olabilir. Çocuğu zorlamadan ne kadar erken başlarsa o kadar iyidir. İlk dönemde kitap eğlendirici oyuncak gibidir. Çocuğun kitapla karşılaşması önce sadece resimle olur. Daha sonra resim-sözcük, resim-tümce, resim-tümceler, resim öykü, az resim-çok öykü, nihâyet doğrudan veya başka konularda resimsiz metinlere doğru bir gelişme süreci izlenir.

Daha geniş bilgi için bakın Meral Alpay, Kütüphane, Türk Kütüphaneciler Derneği Yayını, (TDK) İst. Şubesi
Sayfa 80, 81, 124, 125, 126

Okuma alışkanlığını sürdüren gençler gözlemci, araştırıcı, eleştirici bir kafaya sahip olur. Böyle kafalardan ilerde yalnız yazınsal alanlarda değil meslek dallarında da kitap yazan insanlar ortaya çıkar.
Dünya Çocuk Edebiyatı ve Okuma Araştırması Enstitüsü Müdürü
Richard Bamberger’in ANNE BABALARA önerileri :
-Anne babalar çocuklarına yüksek sesle ve sıkça hikayeler okuyabilir ve anlatabilirler.
-Çocukların gereksinimlerine ve yaşına göre evlerinde kitaplık oluşturabilirler.
– Ailece belli zamanlarda, belli bir sürenin okumaya ayrılmasını sağlayabilirler
– Çocuklarına okuduklarının önemini anlatabilirler
-Çocuklarını verdikleri harçlıkların bir kısmını kitap almak için harcaması konusunda eğitebilirler.

Çocukların okuma alışkanlığı kazanmasında aileden sonra öğretmenlerin de çok önemli rolleri vardır. Öncelikle iyi bir okuyucu olarak öğrencilere örnek olan öğretmenler aynı zamanda temel okuryazarlığın okuma alışkanlığına dönüşmemesi halinde bir anlam ifade etmediğini, kitap okumanın öğrenim sürecinin bir parçası olduğunu ve yaşam boyu sürmesi gerektiğini öğrencilere sürekli ifade ederler.
Ayrıca öğretmenler bu konuyla ilgili çeşitli faliyetlerde bulunurlar;
Jorg Lois Berges’ten Akşit Göktürk aktarıyor: “İnsanın türlü araçları içinde en şaşırtıcı olanı kuşkusuz kitaplardır.Mikroskop ile teleskop görme yeteneğimizin uzantısı,telefon sesin uzantısı,sabanla kılıç kolumuzun uzantısıdır.Kitap beynimizin ve düş gücümüzün uzantısıdır.”

Çocuklara Okuma Alışkanlığı Kazandırılması Konusunda Prof. Dr. Bülent Yılmaz’ın Dikkat Çektiği Dört Nokta:
1. Çocukluk dönemi kişiliğin oluştuğu dönemdir
2. Okuma, sağlıklı ve gelişmiş bir kişiliğin temel taşlarından birisidir.
3. Ebeveyn ve öğretmen, çocuğa okuma alışkanlığı kazandırma ve geliştirmede doğrudan sorumlu kişilerdir.
4. Okuma alışkanlığı, ancak çocukluk döneminde kazanılır. Bu dört noktanın bilincine varılması, çocukların okuma alışkanlığı kazanmasına etki eder. Genel olarak ebeveynin çocuğuna göstereceği ilgi ve vereceği destek çocukların bu gün ve gelecekte okuyan ve ne istediğini bilen bireyler olmasını sağlayacaktır.

DERS DIŞI KİTAP OKUMA ÇOCUĞU NASIL EĞİTİR?

Dikkatin anlamaya yönelmesi ile kolay ve akıcı okuma sağlar. Olaylar arasında ilişki kurabilme yeteneği gelişir. Önceki bilgilerle yeni öğrenilen bilgilerin sentezlenmesi ile kolay anlamayı, ve kolay kavramayı sağlar. Okumanın sağladığı birikimler, neden-sonuç ilişkisi kurabilme becerisini geliştirir. Araştırma isteğinin doğmasına neden olur, araştırmacı kişilik gelişimine yol açar. Hızlı, rahat, kolay okuma, kısa sürede ödev yapmayı ve kolay algılamayı sağlar. Kolay okuyup kolay anlama, kendine güven duygusunu geliştirir. Motivasyon sağlar. Beyindeki sinir hücreleri arasında iletişimin hızlanması ile beynin gelişimini ve etkili öğrenmeyi sağlar. Beyin, okuma, araştırma, düşünme, işlem yapma ve problem çözme ile zorlandıkça gelişen bir organımızdır. Böylece beynimiz, uzun yıllar genç kalacak ve üretken olacaktır. Öğrencinin yorum gücünü arttırarak sınavlarda başarılı olmasını sağlar çünkü sınav sorularının (LGS, ÖSS) % 75i, yorum ve anlam yeteneğini ölçmeye yönelik olarak hazırlanıyor. (İnternet Kaynağı)

Hamilelik süresinde hareket etmek önemlidir. Gebelikte yapılan eksersizlerin anne ve bebek üzerine olumlu etkileri vardır. Fakat hamilelikte meydana gelen hormonsal değişiklikler eklemleri esnekleştirir. Anne karnında büyüyen bebek gebelik haftası ilerledikçe vücut dengesini değiştirir. Bu değişikliklere bağlı olarak hamile kadının vücut dengesi değişir ve hareketliliği kısıtlanır. Hamilelik öncesi yapılabilen hareketler aynı şekilde yapılamaz. Vücut dengesi değişti için hareket yaparken yaralanma riski artar.

Hamilelikte egzersiz yapmak hareketleri kısıtlanmış olan anne adayının kendisini daha iyi hissetmesine yardımcı olur. Gebeliğe bağlı gelişen vücut dengesindeki değişiklikler egzersiz yaparken daha dikkatli olmayı gerektirir. Gebelik öncesi yapılan egzersizlerin hepsi gebelikte yapılamaz.

Hamilelik tespit edildikten sonra tüm gebe kadınlar düzenli hekim takibi altına girmesi gereklidir. Hamilelikte yapılacak egzersizler hekime danışılarak engel bir sorun yoksa hekim kontrolünde yapılması gerekir. Hamilelik süresinde yüzme ise hareket kısıtlılığı olmayan ve tüm vücudun hareket etmesine imkân veren gebe kadının kendisini daha hafifi hissetmesini sağlayan bir egzersiz türüdür. Bu nedenle hamilelik süresince yüzme faydalı bir idmandır.

Yüzmeye başlamadan önce vücut hafif hareketlerle hazırlanmalı, yüzme sırasında aşırı hareket edip vücut sıcaklığının artırması engellenmelidir. Yüzmek için deniz tercih edilmeli. Eğer havuzda yüzülecekse havuzun temiz olmasına ve temizlik için kullanılan maddenin normalden fazla olmamasına dikkat etmeli. Havuz ve kaplıca suyunun fazla sıcak olmamalı.

Bu konuda daha fazla bilgi almak için hastanemiz gebe takip polikliniği başvurabilirsiniz.

Gebelerde kan hacmi artar ,solunum sayısı ve kalp hızı artar,akciğerlerin alanı daralır.Gebelikte gerçekleşen bu fizyolojik değişiklikler nedeniyle gebelerde sıcak havalarda kolayca nefes darlığı ve solunum sıkıntısı gelişebilir.

Yaz dönemi yüksek ısı ve terleme nedeniyle meydana gelen sıvı kaybının yeterince yerine konmaması tansiyon düşmesi ve bayılmaya yol açabilir.Bu nedenle yaz döneminde:

Gebeler günde 2-3 litre gerekirse daha fazla temel olarak su ağırlıklı sıvı almalı ,

Saat 11-16 arası direkt güneşe maruz kalmamalı,

Çok sıcak çok nemli günlerde dışarı çıkmaktan kaçınmalıdır.

Serinlemek amacıyla aşırı soğuk su tüketilmemelidir.

Vücut ısısını düşürmek için ara ara ılık su ile ayaktan duş yapılabilir.

Denize sabahları saat 11 den önce girilmelidir. Temiz ortamda havuza girilebilir.Uzun süre ıslak mayo ile kalınmamalıdır.Güneşin zararlı etkilerinden korunmak için yüksek koruma faktörlü yüz ve vücut kremleri kullanılabilir.Güneş gözlüğü, geniş kenarlı şapka ve şemsiye güneşten korunmakta yararlı olabilir.

Yaz dönemi terleme arttığından havalanması iyi olan ince pamuklu giysiler tercih edilmelidir.Gebeliğin artmış doğal akıntısına nem ve sıcak eklenince kolayca enfeksiyon gelişebilir.Bu nedenle pantolon yerine etek tarzı kıyafetler tercih edilmeli,pamuklu iç çamaşırı kullanılmalı, nemli bir ortam yaratan günlük petlerden kaçınılmalıdır.

Gebelikte kan hacmi ve damar geçirgenliğinin artması nedeniyle özellikle yazın bacaklarda şişlikler artabilir.Gün içinde ara ara uzanmak bacakları hafif yukarı kaldırarak dinlendirmek yararlı olur.Gerekirse bir numara büyük ayakkabı kullanılabilir.Ayakta burkulma ve düşmeye neden olabilecek topuklu, yüksek tabanlı açık ayakkabılardan kaçınılmalıdır.

Yaz dönemi ishal, besin zehirlenmesi riskini arttıracağı için gebeler açıkta satılan gıdaları tüketmemelidir.Sindirimi zor olan acı, baharatlı ,kızartılmış yiyeceklerden kaçınılmalıdır.Pastörize sütten yapılmış dondurma tüketilebilir.

Kadın memura doğum yapmasından önce sekiz ve doğum yapmasından sonra sekiz hafta olmak üzere toplam onaltı hafta süreyle analık izni verilir, çoğul gebeliklerde (ikiz, üçüz, …) doğum öncesi sekiz haftalık analık izni süresine iki haftalık bir süre daha eklenir.. Böylece çoğul gebeliklerde doğumdan önceki analık izni süresi on haftadır.

Beklenen doğum tarihinden sekiz hafta öncesine kadar sağlık durumunun çalışmaya uygun olduğunu tabip raporuyla belgeleyen kadın memur, isteği hâlinde doğumdan önceki üç haftaya kadar kurumunda çalışabilir. Bu durumda, doğum öncesinde bu rapora dayanarak fiilen çalıştığı süreler doğum sonrası analık izni süresine eklenir sağlık durumunun uygun olduğunu tabip raporu ile belgelendirmeden kurumunda çalışmaya devam eden memurun fiilen çalıştığı sürelerin doğum sonrası analık iznine eklenmesi mümkün bulunmamaktadır. .

Doğum tarihinden daha önce doğum yapan kadın memurun, erken doğum nedeniyle doğum öncesinde kullanamadığı analık izni süreleri doğum sonrası analık izni süresine eklenir.

Doğumdan önceki üç haftaya kadar kurumunda çalışabileceği tabip raporuyla onaylanan ve doğum sonrası analık iznine eklenmesi gereken azami beş haftalık süre içerisinde kanuni izinlerini kullanan kadın memurun, doğum sonrası analık iznine sadece doğum öncesi analık izni içerisinde Kurumunda fiilen çalışarak geçirdiği sürelerin eklenmesi gerekmekte olup, bu süre içerisinde alınan kanuni izinler doğum sonrası analık iznine ilave edilemeyecektir

Doğumda veya doğum sonrasında analık izni kullanılırken annenin ölümü hâlinde, isteği üzerine memur olan babaya anne için öngörülen süre kadar izin verilir.

Doğumdan önce sekiz hafta süreli analık iznine ayrılan ve bu süre içerisinde erken doğum yapan memurun, erken doğum sebebiyle kullanamadığı doğum öncesi analık izni süreleri, doğum sonrası sekiz haftalık analık iznine eklenecektir.

Beklenen doğum tarihinden önceki üç haftaya kadar Kurumunda fiilen çalışan kadın memurun, son üç haftalık doğum öncesi analık izni süresi içerisinde erken doğum yapması sebebiyle doğum öncesinde kullanamadığı analık izni süresi (kurumunda fiilen çalışarak geçirdiği süreler ile birlikte), doğum sonrası analık izni süresine ilave edilecektir.

Kadın memurun otuz ikinci haftadan önce doğum yapması halinde, erken doğum sebebiyle kullanılamayan sekiz haftalık doğum öncesi analık izni süresinin tamamı doğum sonrası analık iznine ilave edilecektir.
Doğumun beklenen tarihten sonra gerçekleşmesi halinde, fazladan geçen süreler doğum sonrası analık izni süresinden düşülemeyecektir.

II. Süt İzni
Kadın memura, çocuğunu emzirmesi için doğum sonrası analık izni süresinin(asgari 8 azami 13 hafta) bitim tarihinden itibaren ilk altı ayda günde üç saat, ikinci altı ayda günde bir buçuk saat süt izni verilir. Süt izninin hangi saatler arasında ve günde kaç kez kullanılacağı hususunda, kadın memurun tercihi esastır.

Süt izninin, kadın memurun çocuğunu emzirmesi için günlük olarak kullandırılması gereken bir izin hakkı olması sebebiyle bu iznin birleştirilerek sonraki günlerde kullandırılmasına imkan bulunmamaktadır.

III. Doğum Sebebiyle Verilecek Aylıksız İzin
Doğum yapan memura verilen doğum sonrası analık izni süresinin bitiminden; eşi doğum yapan memura ise, doğum tarihinden itibaren istekleri üzerine yirmidört aya kadar aylıksız izin verilir.

Doğum yapan memura verilecek aylıksız iznin başlangıç tarihi, doğum sonrası analık izninin (asgari 8, azami 13 hafta) bitimi; eşi doğum yapan memura verilecek aylıksız iznin başlangıç tarihi ise doğum tarihi olarak belirlenir.

SSK’LI GEBELERE DOĞUM NEDENİYLE VERİLECEK İZİNLER

I- Doğum Öncesi ve Sonrası İzin Süreleri

Kadın işçilerin doğumdan önce sekiz ve doğumdan sonra sekiz hafta olmak üzere toplam onaltı haftalık süre için çalıştırılmamaları esastır. Çoğul gebelik halinde doğumdan önce çalıştırılmayacak sekiz haftalık süreye iki hafta süre eklenir. Ancak, sağlık durumu uygun olduğu takdirde, doktorun onayı ile kadın işçi isterse doğumdan önceki üç haftaya kadar işyerinde çalışabilir. Bu durumda, kadın işçinin çalıştığı süreler doğum sonrası sürelere eklenir.

Kadın işçinin erken doğum yapması halinde ise doğumdan önce kullanamadığı çalıştırılmayacak süreler, doğum sonrası sürelere eklenmek suretiyle kullandırılır.

Hamilelik süresince kadın işçiye periyodik kontroller için ücretli izin verilir.

Hekim raporu ile gerekli görüldüğü takdirde, hamile kadın işçi sağlığına uygun daha hafif işlerde çalıştırılır. Bu halde işçinin ücretinde bir indirim yapılmaz.

II-Süt İzni
Kadın işçilere bir yaşından küçük çocuklarını emzirmeleri için günde toplam birbuçuk saat süt izni verilir. Bu sürenin hangi saatler arasında ve kaça bölünerek kulllanılacağını işçi kendisi belirler. Bu süre günlük çalışma süresinden sayılır.

III-Doğum Sebebiyle Verilecek Aylıksız İzin

İsteği halinde kadın işçiye, onaltı haftalık sürenin tamamlanmasından veya çoğul gebelik halinde onsekiz haftalık süreden sonra altı aya kadar ücretsiz izin verilir. Bu süre, yıllık ücretli izin hakkının hesabında dikkate alınmaz.

Bilişsel, duygusal ve sosyal gelişim olarak 4-5 yaşı kapsayan iki yıllık yelpaze deki farklılıklarla birlikte bu yaş çocukları büyük ölçüde ben merkezcilikleri devam eder. Genelde neşeli olduğu yaşlardan daha bağımsız, inatçı ve kendi isteği ile hareket etme değişimi gözlenir. Aile içinde geçerli olan bazı kuralları, yavaş yavaş paylaşmayı, isteklerinin yerine getirilmesi için sabırlı olmayı öğrenmeye de başlar. Yaşıtlarını veya yetişkinleri sürekli taklit eder, onların davranışlarını ve sözlerini tekrarlar. Çevresi ile sözlü iletişim kurabilen, yaşıtlarıyla kısa süreli de olsa oynayabilecek şekildeki birlikteliği onun sosyalleşme yolundaki ilk gerçek deneyimleridir. Genellikle kendi isteklerinin yerine getirilmesi ile ilgili, talepler nedeniyle çıkacak çocukların arasındaki çatışmalar için bir yetişkinin rehberliğine her zaman ihtiyaç vardır. Bu çatışmalarda arkadaşlarına kabadayılık taslar, gözdağı verip sürekli böbürlenir. Dili kullanması çevresi tarafından sunulan dil ortamı ile ilişkili olarak gelişir. Kullanılan dilin kalitesi, çocukla konuşma sıklığı, sorulara cevap verme veya soru sorma yoğunluğu, emir cümleleri değil, sıfatlar, zamirler gibi tanımlayıcı sözcüklerin kullanılması dil gelişimi için önemlidir. Yetişkinlerden duyduğu, gördüğü iyi-kötü her şeyi taklit eder. Dili bozuktur, küfredip, kötü sözler söyleyebilir. Başkalarına isim takar, arkalarından bağırır. Yakın geçmişteki olayları, deneyimleri, olup bitenler arasında ilişki kurarak anlatır. Özellikle sevdiği insanlara karşı çelişkili duygular içindedir. Bu nedenle zaman zaman hem bedeniyle hem de sözle kızgın ve saldırgan olabilir. Toplum içinde bazen olumlu bazen olumsuz davranır. Bu yaşlardaki çocuklar, yetişkinin isteklerini mantıklı olarak açıklamasını ister, kendi davranışlarını, yetişkinleri çekinmeden eleştirir, zaman zaman küfür sayılabilecek kelimeleri kullandığı, yetişkine karşı çıktığı gözlenebilir.

Bu dönemde neden özellikle arkadaşlarına karşı kötü sözler kullanma eğilimleri vardır?

Çocuklar çevrelerine söyledikleri kötü sözleri, kızmak, engellenmek, öfke duygularının ifadesi yanında, tepkileri takip ederek dikkat çekmek, ilgi ihtiyacı, yetişkinliğe ulaşma kriteri olarak görme, yetişkinleri taklit etme, kendini güçlü, özgür hissetme ve tepki gösterme aracı olarak kullanırlar.

4-5 yaş döneminde çocuk en çok hangi kötü söz ifadelerini kullanır?

Genel Küfür ve kötü söz kategorileri kızgınlık öfke ile zeka, diğer özürler ya da hayvan isimleri ile söylenen aşağılama kelimeleriyle kişiye yönelik, karşı tarafa zarar vermeyi uman beddua şeklinde ya da cinsel içeriklidir. Bu yaş çocuklarında ise sarsmak, şok etmek, ağızdan kaçmış, kendini savunmak, zevk almak amacıyla söylenmiş daha masumane sözlerdir. “Pis Kaya”, “kötü çocuk”, “eşek”, “kakasın sen” gibi kelimeler yanında daha ileri yaşlarda bazı organ isimleri(meme, pipi) ile duruma heyecan katarak tepkileri izleyen sözcüklerdir.

Çocuk kötü sözleri nereden öğrenir, duyar?

Öncelikle yakın çevresi olan ailesi tarafından sunulan dil ortamı model olmaktadır. Ayrıca bu dili kullanan çocuğun aile tarafından desteklenmesi, şirinlik olarak görülüp kabul edilmesi de devamını sağlar. Oyun çevresinden, arkadaşlarından, televizyondan ya da bir şarkı sözünden de öğrenebilir.

Kötü sözler kullanan bir çocuğa ebeveynler nasıl yaklaşmalıdır?

· Öfke ve düşmanlık dolu sözlerle model olmayıp, örnek olunuz.
· Çevreden duymasını engelleyiniz.
· Söylenen sözün anlamını ona açıklayınız.
· Bu kelimeleri duymaktan dolayı rahatsızlığınızı dile getiriniz.
· Duygularını başka türlü ifade etmesini sağlayınız.
· Dikkat çekmek amacını taşıyorsa görmezden geliniz.
· Şaşkınlıkla, kızarak ya da gülerek tepki vermeyiniz.
· Başka aktivitelere yönlendiriniz.
· Zaman ayırarak, olumlu ilişki kurun, cesaretlendiriniz.
· Güzel konuşmalarını takdir edip, güzel konuşmalarının artmasını sağlayınız.

Sağlıklı bir gebelik süresince yolculuk yapmanın herhangi bir zararlı etkisi bulunmamaktadır. Gerek otomobil gerekse uçak yolculukları gebelikte kanama, erken doğum tehdidi, pıhtılaşma bozuklukları, hipertansiyon gibi sağlık problemleri yokluğunda oldukça güvenlidir. Ancak çok uzun süreli ve sarsıntılı yolculuklardan kaçınılmalıdır.

Karayolu ile yapılan yolculuklarda gebelikte damar tıkanıklığı riski arttığı için 1,5-2 saat aralıklarla yürümek gerekir.
Arabada emniyet kemeri mutlaka takılmalıdır. Omuzdan geçen kemer iki göğüs arasına,beldeki kemer ise karnın altına doğru yerleştirilmelidir.

Uzun süreli uçak yolculuklarında da mutlaka iki saatte bir uçak içinde yürümeli ve bol su tüketilmelidir. Uçak için genellikle 28. haftaya kadar rapor istenmezken 28. haftadan sonra uçak ile seyahat etme sakıncası yoktur raporu istenir.

Gemi yolculuğu da kara ve hava yolculuğu gibi aynı risklere sahiptir. Ek olarak sallanmaya bağlı mide bulantıları ve kusma olabilir. Burada da uzun süreli oturmamak arada yürüyüş yapmak, bol sıvı tüketmek doğru bir yaklaşım olacaktır.
Bu bilgiler genel bilgilerdir. Kişisel ve bünyesel cevapları içermediğinden dolayı yolculuğa çıkmadan önce mümkünse doktorunuza başvurun. Hastanemiz antenatal polikliniğinde ve yüksek riskli gebelik polikliniğinde muayene olabilir ve daha ayrıntılı bilgiler alabilirsiniz.

Kaynak : http://www.cocukgelisimi.gen.tr

Çocuk Gelişimi İle İlgili Bilgiler Çocuk Gelişimi İle İlgili Bilgiler Çocuk Gelişimi İle İlgili Bilgiler Çocuk Gelişimi İle İlgili Bilgiler

Sosyal Medyada Paylaş Facebook Twitter Google+

Etiketler: , , , , , , , ,
Eklenme Tarihi: 16 Eylül 2015

Facebook Yorumları

Konu hakkında yorumunuzu yazın