Hitler’in Müftüsü

yorumsuz
402

Tarih 28 Kasım 1941, Yer Hitler’in karargahı (Reich Chancellery), O zamana dek benzeri görülmemiş bir konuk Hitler’i ziyaret etmektedir. Bu kişi Filistin İngiliz Manda Devleti’nin denetimi ile Filistinde Başmüftülük (En yüksek islami din temsilcisi) görevi yapan Haj Amin al-Husseini’dir. “Düşmanımın düşmanı dostumdur” ilkesine sıkı sıkıya bağlı Filistin Başmüftüsü, Hitler tarafından bizzat Berlin’e davet edilmiştir. Karşılıklı işbirliği ve çıkar dayanışması amacıyla yapılan bu ziyaret, amacının ötesinde bir dizi olaya neden olacaktır. Balfour Deklarasyonu’nun 25. yılında Filistindeki Yahudi nüfusunu kaygı verici bulan Başmüftü Haj Amin al-Husseini, Hitler’in strateji ve desteği ile Kudüs’ü tekrar bir müslüman kenti yapmayı planlamaktadır. Fakat Hitler’in planları biraz daha ileriye dönüktür.

1895’de Kudüste doğan Haj Amin al-Husseini, Eğitimini Kahire’deki radikal islami görüşlerin yuvası kabul edilen Al-Azhar Üniversitesinde tamamlamaya çalıştı, Müftülük için yeterli eğitimi alsa da Tıp için gerekli dersleri veremedi ve 1912’de okuldan ayrıldı. 1913’de Hacı (Haj) olmak için mekkeye gitti. 1914’de Osmanlı Ordusuna subay olarak yazıldı. 1918’de ordunun dağılması ile ayrılan Haj Amin al-Husseini Reuters Press için çevirmenlik yapmaya başladı. 1920’de adı çok sayıda yahudinin öldüğü bir kargaşada geçtiği suçlaması ile 10 yıl hapis cezasına mahkum edildi. Anti-Semitist görüşlerinin bu dönemde alevlendiği sanılıyor. Ağustos 1929’da cezası biten müftü adı yine yahudi karşıtı gösterilere karıştığı için İngiliz Manda devleti tarafından aranmaya başlandı. 1936’da Nablus’da Arap Yüksek Komitesi’ne (Arab Higher Committee) başkan seçildi.
İngiliz Manda devletinin hala aradığı müftü bir sene sonra Irak’a kaçtı. Rachid Ali Al-Gaylani’ye İngiliz Mandası ve Siyonist çevrelerin kurmayı planladığı yahudi devleti (Şimdiki İsrael) hakkında uyarılarda bulundu ve destek istedi. Daha sonra İran’a kaçan müftü bir islam birliği peşindeydi. 1941’de İstanbul’a gelen müftü, İtalya ve Ardından Almanya’ya geçmeyi planlamaktaydı. 28 Kasım 1941’de Hitler ile buluşan müftü, Diktatörün görüşleri ile hedeflerini daha da netleştirdi. Filistindeki yahudi nüfusu tamamen yokedilmeliydi ve hatta tüm dünyadaki özellikle de islam topraklarındaki yahudiler ortadan kaldırılmalı idi. Bu amaç ile dünyanın çeşitli bölgelerinde müslümanlara yönelik Radyo programları yapmaya başladı. Hitlerin desteğindeki bu programlarda öncelikle dinleyicinin inanç notasında güveni sağlanıyor, islami propaganda yapılıyordu. Programların ilk yarısı oldukça masum gözükürken devam ettikçe yahudi düşmanlığı ve Nazi propagandasına dönüşüyordu.

Özellik bazı noktalarda, “Her kim filistinde bir yahudi görürse, Onu derhal orada öldürsün. Bu Allah’ın emridir, ve sizi ahirette kurtaracaktır.” gibi sözlerle inançlı insanları kan dökmeye davet etmekteydi. O zamanlar Filistindeki yahudi nüfusu İngiliz Manda devleti tarafından korunmaktaydı. Hatta Manda devleti çok düzenli bir göç hareketi yürütmekteydi. Nazi zulmünden kaçan zengin yahudiler para karşılığı Filistine yerleştirilmekteydi. Bu ingilizler için olağanüstü karlı bir plandı. Bu sayede hem yahudilerden para alınıyor, hem de Filistin ve Ortadoğudaki hakimiyetleri yahudi nüfus ile perçinleniyordu. Ayrıca İngilteredeki yahudilerinde İngiliz Parlementosu içindeki Anti-Semitist politikacılar ile gözleri korkutulmuş ve “Vaadedilmiş topraklar”a göç’e teşvik edilmişlerdir.

1943’deki Hitler desteği ile yapılan radyo yayınları islami toplumlar içerisinde, öncelikle büyük bir yahudi düşmanlığını ateşledi. Günümüze kadar etkileri süren bu düşmanlıkta Hep kazanmayı planlayan İngilizler ve Kudüs için -daha sonra alacaklarını bildikleri için- tonlarca altını gözden çıkaran yahudi halkının tutumu da bu ateşi bir yangına çevirdi. Arab Yüksek Komitesinin dışında, o dönemin diğer önemli islami politik görüşleri Al Azhar’de baş göstermekteydi. Bu görüşler Haj Amin al-Husseini’n sayesinde daha çok konuşulur hale geldi. İngiliz işgali altındaki Kahirede bulunan en önemli İslam üniversitesi’nde Pan-islamizm ve bugünün radikal islami terör örgütlerinin tohumları atılmaktaydı. Güçlü retoriği, Başmüftülük ve Komite başkanlığı sıfatları ile Haj Amin al-Husseini çok daha öncesinde inancına güveni tam olan müslüman kalabalıkları islam adına manipüle etmeyi kolayca başarabildiğini göstermekteydi. Başmüftünün Hitler’in isteği ile geçtiği Bosna’da camilerde verdiği vaazlar sonrası halkın güvenini kazanmış ve Bosnalı gençleri Nazi kıtalarına sokmuştur. Daha da ileri giderek Bosna’daki 14 bin yahudinin 12 bin’e yakın bir miktarını öldürdüğü saldırıları planlamış ve uygulamıştır. Bu başarı Hitler’in Ortadoğudaki planlarının ve yatırımlarının çok haklı olduğunu bir kez daha ispatlamıştır.

7 Mayıs 1945’de Berlin’den kaçan müftü, Fransa sınırlarında yakalanır ve o dönem için “Uluslararası Savaş Suçluları” listesine girmiştir. 1946’da bir yolunu bularak Kahireye kaçan Haj Amin al-Husseini, Kral Faruk tarafından sığınmacı olarak kabul edilmiştir. 14 Mayıs 1948’de İsrail’in kurulması ile umutlarını yitiren müftü, 1974’deki ölümüne kadar Pakistan ve Endonezya dahil olmak üzere diğer müslüman ülkeleri gezmeye çıkmış ve Pan-islamist ve Radikal islam görüşlerini yaymaya çalışmıştır.

Hitler'in Müftüsü Hitler'in Müftüsü Hitler'in Müftüsü Hitler'in Müftüsü Hitler'in Müftüsü Hitler'in Müftüsü Hitler'in Müftüsü Hitler'in Müftüsü Hitler'in Müftüsü Hitler'in Müftüsü Hitler'in Müftüsü Hitler'in Müftüsü Hitler'in Müftüsü Hitler'in Müftüsü Hitler'in Müftüsü Hitler'in Müftüsü Hitler'in Müftüsü Hitler'in Müftüsü Hitler'in Müftüsü

Sosyal Medyada Paylaş Facebook Twitter Google+

Etiketler: , , , , , ,
Eklenme Tarihi: 20 Eylül 2015

Facebook Yorumları

Konu hakkında yorumunuzu yazın