Rektum Kanseri Nedir? Tedavisi Var mıdır?

yorumsuz
1.410

Kalın bağırsağın makata yakın olan ilk 12 cm olan bölümüne rektum adı verilmektedir. Bu bölümden kaynaklanan kötü huylu tümörlere rektum kanseri denmektedir. Otubeş yaştan itibaren sıklığı artmakla beraber en sık elli yaştan sonra rastlanmaktadır. Batı dünyasında en sık rastlanan üçünkü kanser tipi ve ölüme yol açan kanserler arasında ikinci sıradarı. Çoğunlukla kalın bağırsakta meydana gelen adenomatöz poliplerden ortaya çıkar. Kalın bağırsak kanseri her yaşta görülmesine karşın, hastaların yüzde 90’ından fazlası, 40 yaş ve üzerindedir. Bu yaştan itibaren her on yılda risk yaklaşık iki katına çıkmaktadır. Ailesinde kalın bağırsak kanseri veya kalın bağırsak poliği bulunanlar ve ülseratif kolit hastalığı olanlarda risk arttığı saptanmıştır.

Türk kalkının tuvalet ile ilgili sorunlarını anlatmasındaki zorluk nedei ile ne yazık ki sorunlar geç ifade edildiğinden teşhis de geç konulmaktadır. Bu konudaki en önemli belirti dışıklama şeklindeki değşikliktir. Biz buna “tenesmus” adını vermekteyiz. Tenesmus tuvalete gidip rahatlayamamaktır. İkinci en sık görülen bulgu ise makattan gelen kırmızı taze kandır. Bu da hastalığın ilk belirtilerindendir. Bu iki belirtinin dışında önemli bir belirtisi yoktur fakat kişinin dışkılama alışkanlığındaki değişikliği fark etmei uzun sürebilmektedir. Kanama da Türk halkında ne yazık ki iyiye yorumlanıyor. “Mayasıl”dandır, (hemoroid) deniliyor. Bundan dolayı tanı aşamasında büyük bir gecikme yaşanıyor. Türkiye’de ne yazık ki rektum kanserlerinde hastalar hekime ulaştığında hastalık ilerlemiş bir aşamada oluyorlar. Türkiye yıllık olarak 4 bin civarında yeni vaka vardır.

Erken teşhis hayat kurtarmakta diyebilir. Hastalık erken evrede saptandığı zaman ameliyat öncesi radyoterapiye ve kemoterapiye gerek duyulmamaktadır. Bu aşamada erken hastalıkta son derece büyük önem taşımaktadır. Fakat daha önce de ifade ettiğim nedenlerden ötürü bu Türkiye’de hastalarımızın erken evrede bize ulaşmaları zor olmaktadır. Hastalığı erken evrede yakalamak için şu an DÜnya Sağlık Örgütü’nün ed onay verdiği şekilde kırk yaşından itibaren kolonoskopi ve gastroskopi standart olarak öneriliyor. Erken teşhis için yapılacak en iyi şey bu. Dİğer önemli bir şey bir kanama anında rektrospoki ve kolonoskopi yaptırılmalı, konuyu geciktirmemeliyiz. Erken dönemde tanı koyulan kanserlerde iyileşme oranı yüzde 80-90 arasındadır. İyi huylu poliplerin, yani et parçalarının zamanla kanserleşmesiyle oluşan kalın bağırsak kanserinin önlenmesi için, poliplerin kanserleşmeden tanınması ve cerrahi yöntemlerle çıkarılması gerekmektedir.

Hastalığın tedavi edilmediği durumalrda hastalığın başka organlara sıçraması yüzde yüz yakıdır. Buna ek olarak acil ameliyatlar gündeme gelir. Acil ameliyatlar her zaman için normal ameliyatlara oranla sıkıntılı olmaktadır. Kalite anlamında daha düşük oranlara sahiptir. Acil ameliyatlar, normal ameliyatlara nispetle daha başarısız olacağından başarısız geçen bir cerrahi müdahale hastanın ömrünü kısaltmaktadır. O nedenle tedavi edilmemesi doktora başvurulmaması halinde hastaların yüzde seksen beşinde karaciğerde metaztaz görünmektedir.

Kolon ve rektum kanserlerinde çoğu kanserde olduğu gibi 50 yaş üstü risk başlar ve kırk yaş altı risk azdır. Kırk yaş altı hastaların oran yüzdesi beş ila yedi arasındadır. Örneğin mide kanserinde altmış ve altmışbeş yaşının üstü kimseler büyük riskli grubu teşkil eder.

Dünya Sağlık Örgütü’nün önerdiği beslenme biçimi dışında beslenmek hastalığa sebep olduğu düşünülüyor. Ama gıda konusunda büyük yol alındı. Özellikle margarin tarzı dediğimiz sanayi tipi doyurulmuş yağların kullanımasının katkısı olduğu söyleniyor. İkinci önemli faktör ise sigaranın kullanımıdır. Burada bir etken tek başına sebep olmayabilir ama birkaç etken bir araya geldiğinde sorun ortaya çıkabilir. Genetik de hemen hemen bütün kanserler için en önemli risktir. Eğer bir tümör elli yaş altında birinde var ise birinci derece yakının da normal tarama yaşından on yaş daha alt yaşta taranması gerekiyor. Onun dışında antioksidan gıdaların alınmaması yani çiğ meyve ve sebzelerin tüketilmemesi hastalığa katkı verdiği söyleniyor. Fazla kırmızı et tüketiminin de rektum kanserine doğrudan katkı yaptığı biliniyor. Bir de etin pişirilmiş biçimi son derece önemli. Özellikle yanmış, kömürleşmiş eti fazla tükettiğiniz zaman rektum ve kolon kanserine yatkınlık artmaktadır.

Bizde endoskopik yöntemlerin gelişmesi ve yaygınlaması son yirmi yılda oldukça iyi bir mesafe kat etti o nedenle de tanı konma oranında artış meydana geldi. Önceden tanı konulamıyordu. Biz “insidans” dediğimiz yani rektum kanserini yıllık gerçek görülme oranına bu şekilde ulaştık. Kanser olmak için en büyük etken yaş. Yaş hususunda da biz Türkiye olarak hala avantajlı konumdayız. TUİK’in verdiği istatistiklere göre TÜrkiye’nin ortalama yaşı bugün otuz’dur. İngiltere, Almanya, Fransa, Japonya gibi ülkelerde bu ortalama kırk ile kırkbeş arasında değişir. Bir Batı Avrupa ve Amerika’ya rektum kanseri biz de daha az görülür ama nüfusumuzun da yaşlandığı göz önüne alındığında rektum kanserinin görülme olasılığının 3 katına çıkacağını söyleyebiliriz.

Ameliyat sonrasında nüks, bölgesel nüks yüksek oluyor. Bunu önlemek için dünyada çok çalışma yapıldı. Bizde bu konu ile ilgili İstanbul R-01 adlı çalışmasını bilimsel olarak yayınladık. Ameliyat öncesi mutlaka kemoterapi ve radyoterapinin birlikte olması gerekiyor. Burada iki unsur var, bir doktorların dikkat ettiği diğeri de hastaların dikkat ettiği unsur. Hastalar, makatının yani büzgecinin kurtarılmasını istiyolarlar. Bu anlamda ameliyat öncesi tedavi iki üç kat fayda sağlıyor. Biz hekimler ise makatın kurtarılmasından ziyade hastalığın nüksü konusunu önemsiyoruz. Yani hastalığın nüks etmesini istemiyoruz. O zaman tedavi biraz daha zorlaşabiliyor. Amelitar öncesi tedavi hastaları memnun ediyor.

Dışkılama yolunun karna açılması dediğimiz kolostomiyi azaltıyor hem de hastalığın tekrarının ciddi şekilde azaltarak doktorları memnun ediyor. Eğer ameliyat öncesi tedavi olursa hastalığın bölgesel nüksü yüzde on’un altında, olmaz ise yüzde yirmibeş kırk civarında oluyor. Onun için ameliyat öncesi kemoterapi ve radyoterapi hayat kurtarıyor.

Ameliyat teknikleri son yıllarda çok gelişti. Hastalar ilk hafta içinde taburcu oluyorlar ve kapalı ameliyat dediğimiz laporoskopik ameliyat bugün rektum kanserlerinde de kullanılabiliyor. O nedenle de ameliyat, doktor ve hasta konforu oldukça iyi bir seviyeye gelmiş durumda. Son olarak rektum kanserinden korunmak için insanalra gerek beslenme anlamında gerekse kontrol anlamında neler öneriyorsunuz?

Rektum kanserinden sadece gıda ile ilgili korunma yetmiyor. Zeytinyağlu Akdeniz diyeti yapmamız lazım. Kırmızı eti uygun bir şekilde pişirmemiz gerekiyor. Günlük beş kilometre yürüyüş aktivitesinin kanser riskini azalttığı biliniyor. Bunlar da yetmeyebilir. Kırk yaşından itibaren kolonoskopi ve gastroskopinin on yılda bir yapılması gerekiyor.

Rektum Kanseri Nedir? Tedavisi Var mıdır? Rektum Kanseri Nedir? Tedavisi Var mıdır? Rektum Kanseri Nedir? Tedavisi Var mıdır? Rektum Kanseri Nedir? Tedavisi Var mıdır? Rektum Kanseri Nedir? Tedavisi Var mıdır?

Sosyal Medyada Paylaş Facebook Twitter Google+

Etiketler: , , , , , , , , , , , , , , , ,
Eklenme Tarihi: 6 Ekim 2015

Facebook Yorumları

Konu hakkında yorumunuzu yazın